March 16
Bana birisini hatırlatıyorsun küçüğüm
Üzerindekiler bana yabancı değil,
Suratındaki yaralar, karalar, kirler
Bana birisini hatırlatıyorsun küçüğüm
Üzerindekiler bana yabancı değil,
Yırtık süeterin, pantolonun, çizmen, çorabın
Sakın pişman olma, kızma, kızdırma
Sembol olmak, katil olmaktan çok daha zor
Yemekten, içmekten, direnmek zor küçüğüm
Ben, ben kimim diye sorarsan
Biz, biz tabiatla kardeşiz
Yemeyle, içmeyle
Hatta uçakla, suyla, kuşla, böcekle
Ama yine de
Bana ne olmuş diye soruyorsan
Kızma, kızdırma
Hani doğruluktan, dürüstlük doğar derler ya
Bence sana Deniz çarpmış küçüğüm
Ki, ben beni bildim bileli
Ne, ben beni buldum kendimde
Nede kendim, beni buldu bende
İşte ortalığın arazisi olup kaynadık dünyanın kazanında
Dünya kazan oldukça ben bir kepçe
Doldum tabaklara birden daha çok kere
Hani ya gülüm işçi olup emek dökercesine
Ben, beni bildim bileli
Ne ben, beni buldum kendimde
Nede kendim, beni buldu bende
Sen bir başka maya gör
Çocuk olursun bir yandan severler
Bir yandan döverler
Okursun adam olursun,
İş bulamadın mıda hiç dinlemez söverler
Ben, ben boks şampiyonu olamam ki dostum
Hayatı nakavt edeyim
Ben kültürümü hayata adadım
Hayatı tanımlayamıyorum
Hayat nedir acaba _?
Hergün paket paket içtiğimiz sigaralar mı
Akşamları eve gelen babamın
Boş o bomboş bakışları mı
Bilmiyorum !!!
Yıldızlardan kopup gelmişti dünyama
Yıllanmış ağaçların dökülen sarı yaprakları gibiydi
Etraf toz, toprak, kan, göleç
Adına ne seheryeli diyebiliyorum nede tozpembe
Ama şunu çok iyi biliyorum ki
Bir çocuğumuz olursa
Adı DENIZ olmalı,
İster kız ister erkek
Farketmez hiç biri
Fakat bakışları farketmeli
Güneş gibi olmalı
Aydınlatmalı her tarafı
Her bir yandan bir bir
Bir çocuğumuz olursa adı DENIZ
olmalı .
*DEVRİM KARDEŞİMDEN
Gitmeseydin
Söyleyecek sözün, çalacak türkün vardı daha.
Karadeniz dalga dalga yüreğim kızılırmak.
Gitmeseydin
Açıp yüreğini hopanın uçsuz ovalarına şiir yeşil yeşil.
Derdimizi rehin bırakıp bi emanetçiye güneşin alasını çalacaktık tümörlü ciğerlerine.
Çay yerine kederi demleyip damıtacaktık amuslu hayatına.
Gitmeseydin
Buğdayın sarısında bulup çilemizi geçecektik ayının çağla gözlerinden.
Birlikte çekecektik sulardan ağı.Üstünde bizim denizin kokusu.Yüzün gözün balık pulu.
Karadenizin hırçın oğlu gitmeseydin
kendimizden verecektik ülkemize, gönlümüzden verecektik, ömrümüzden verecektik.
Bir davulun sesinde el verip halaylara kemençenle halaya duracaktık.
Ha uşak ha olmadı baştan tek pas tek.
Kimin için, bizim için ses verecekti anadolu.
Şimdi biz böyle eksik,biz böyle yarım ve yaralı.
Tabutunda Trabzonspor bayrağı söz verdi Atay Başkan bu yıl sizinkiler şampiyon.
Tabutunda resmin gözlerim uzaklara bakıyor.
Bizden olan ve bize dair olan ne varsa gözlerinde.
Gözlerine kurban olduğum bırakıp bizi engin kederlere nereye böyle
Gitmeseydin sevincine katılcak sevincimiz,ak ellere yakılacak kınamız, sevdiğine giydireceğimiz gelinliğimiz vardı.
Ey mavinin karaya donduğu deli deniz.
Oğlumuzu verdik sularına.
Sularındaki kara matemimiz.
Şimdi bir ustura sessizliğindeyse eğer acımız ve böyle mahşer yeriyse yüreklerimiz bilki ölüm küçük KAZIM büyük diyedir
Kazım Koyuncu………….
Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak
[DRM]
her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.
bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok
uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severdim gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine
sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır
sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır
bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar
verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz
sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
Allah’a inanmaktır …..
August 18
Olaki yürürüm bir başka aşka, yada yürürüm mavi olmayan bir gülüşe, unutma ki aşık olduğum sensin aşık olduğum tek. Karanlıkla süzülüyor içime yıkım dur diyorum, yıkılıyorum. Uçurumları baş ucuma koyuyorum sonra okşuyorum saçlarını rüzgarda. Sıcak ılık bir koku sınıyor yüreğimi, gitme diyorum gitmeee… Düşünüyorum, sonra beni soruyorlar bana “tanımıyorum” diyorum, daha hiç karşılaşmadık. Aynı çizgide bilge susumu dinliyorlar ben sustukça. Yazık bir çığlığın doğuşu gibi ölüyorlar. Önce bir bir sonra hepsi, sonra bir uçurumlar kalıyor birde yıkımlar, verilen her şey bir borçmuş gibi alınıyor önce bir bir sonra hepsi. Sonramı bir ben kalıyorum birde yalnızlık… Uçurumlar, yıkımlar, ben ve yalnızlık. Zorlu bir savaşın unutulmuş cesetleri gibi yatıyoruz yan yana. Öpüşüyoruz sevişiyoruz da hatta, herşey oyunun yasaklarına uygun günah oluyor. Tek umudumuzu göğe gelin ediyoruz telli kanlı düğün işte. Üşüyor saçların biliyorum, dargınmısın bu baharda, mayısta bıraktığım gibimisin hala. Vurulmuş çocuk gibi büyümemiş yüreğinde hüzün. Hala kaçıyormusun zamansız gözlerini bırakarak birilerinde. Hala ellerinden tutup sevgileri dipsiz kuyulara salıyormusun ağlayarak. Küçük bir dokunuşla son sevilen olabiliyormusun. Kendim kadar aklımdasın hala öyle savruk bir gök, halen öyle yurdunu yatağını bulamamış mavi ve aşkını şaşırmış bir tanrı, çoğalan sızısıyla mutlu bir yara. Öylemisin mavi gözlü sarı saçlı yoldaşım, öyle bıraktığım gibimisin. Gerçeği yakmada hala ustamısın yoksa çırakmı yanar kendi yaranda. Saçlarıma dolanan aydınlığımsın somutlaştıramadığım tek imgemsin şiirde, anlattıkça eksilen tek anlam. Hala bıraktığım gibimisin yoksa beni bıraktığın gibimi? Kaç mevsimsiz kar düştü toprağıma, kaç mevsimsiz kar düştü benim toprağıma. Hala bıraktığım gibimisin, yoksa beni bıraktığın gibimi….
August 09
BENDE ISYAN ALAYINA GIDER.